Katil Kim ? '' Esrarengiz Cinayet '' Bölüm 1

. Katil Kim? ''Esrarengiz Cinayet'' . 

Özet : Dağdelen Holding sahibi Sinan Dağdelen evinde ölü bulunur, davayı araştırması için baş komiser Arda Tokgöz göreve getirilir. Özel bir dedektif den yardım isteyen Arda, Savaş Uçar ile anlaşır, ancak bu davada Savaş'ı ve Arda'yı bazı sürprizler bekliyordur... 

 
Güneş ışınları bulutların arasından sıyrılıp adeta bir sevgiliye kavuşurcasına yer yüzüne ulaşıyordu. O kadar güneşi parlak bir gündü ki ışınlar bankların etrafında bulunan selin çiçeğinin yapraklarının arasından yerdeki çekirdek kabuğu taşıyan karıncaları bile aydınlatıyordu. Papatya, gül, süsen ve nice renkli çiçekler. Kuş sesleri parkta oynayan çocuk sesleri ile karışmış, aileler çocuklarını sevinç ile izliyordu. Banklarda yaşlı insanlar, sevgililer, okuldan çıkmış arkadaş grupları vardı. Ancak bir bankta oturan siyah paltolu siyah eldivenli keskin bakışlı biri vardı. Güneşli ve çiçekli bir günde sanki oraya ait değilmiş gibi dikkat çeken biri. Savaş. Savaş bir dedektifti her bir detayı izler, inceler ve yorumlardı. Derken Savaş'ın yanına biri oturdu kendinden emin, hayata pozitif bakan bir baş komiser. Adı Arda Tokgöz. Arda meslekte yeni olmasına rağmen geleceği çok parlak bir polisti. Savaş'a dönerek;  
- Demek buraların en iyi dedektifi sensin?  
diye seslendi. Savaş hiç istifini bozmadan dudağının tek bir tarafı ile tebessüm etti.  
(çocuk koşuşturmacaları)  
Arda: 
-Katil sadece cinayet işlemedi kasadan tam 500.000 $ çaldı.  
Savaş duyduğu meblağ karşısında güzel para dercesine kafasını salladı. Olay basitti; ortada bir cinayet vardı ve maktul ülkenin ileri gelen iş adamlarındandı. Emniyet amirliği olayın derhal aydınlığa çıkartılması hususunda kararlıydı. Olayı profesyonellere bırakmak isteyen Arda, internetten bir dedektif buldu ve onunla anlaşmak istedi. Bu dedektif Savaştan başkası değildi. Verilen bilgilerin üzerine Savaş:  
- Maktul iğne ile öldürülmüş? diye sordu  
Arda:  
- Evet zehirli iğne  
Savaş: 
- Otopside belli olmadı mı?  
Arda: 
- Hayır. Katil çok profesyonel sanki kameraların yerlerini de biliyor gibiydi.  
Savaş: 
- Kusursuz cinayet yoktur. Evin içinde de mi kamera vardı?  
Arda: 
- Evet. Sinan Dağdelen bir zamanların vergi rekortmeni, en büyük iş adamlarımızdan biriydi.  
Savaş biraz düşündükten sonra şartlarını kararlılıkla Ardaya anlattı.  
- Tam yetki istiyorum. Maktulün ailesine de söyleyin paranın 3/4'ünü şimdiden alırım. Davayı çözemesem de parayı geri vermem. Zaten çözemediğim dava da olmadı şimdiye kadar.  Dedi kararlılıkla.  
Arda sakinlik ile söylenilen şartları başını kabul edercesine sallayarak dinledi. Ardından meraklı ve hevesli bir tavırla:  
- Bir şey sorabilir miyim ? Savaş: - Tabii Arda: - Suçluları nasıl kolaylıkla buluyorsunuz ? Savaş kendinden emin bir tavırla : - Şüphe. Arda: - Nasıl yani ? Savaş: - Eğer bir kere şüpheye düşersen olayı çözdün demektir.
Olaydan birkaç saat geçtikten sonra Arda ve Savaş, Dağdelen malikanesinin önüne geldi. Polis arabalarının çakarları gündüz olmasına rağmen evin duvarlarını kırmızı ve maviye boyamıştı. Ortamdaki gerilim hissedilmeyecek gibi değildi. Ortam sessizdi. Sessizliği bozan tek şey polis telsizlerinden gelen anonslardı. 
‘’3556 merkez: Merkez Park yakınlarında kapkaç olayı'' 
ardından telsiz hışırtısı üzerine aksanlı bir polis memuru sesi: anlaşıldı intikal ediyoruz.  
Etrafa çekilen sarı polis şeritleri bahçedeki yeşilliklerin arasında tuhaf duruyordu. 
Savaş çevresinde olup biten her şeyi dinliyor izliyordu. Arda Savaşı içeriye götürdü. Sinan Dağdelen'in çalışma odasına girmeden önce Savaş, her evde olduğu gibi oda sayılarını birbirlerine olan mesafelerini, duvardaki tabloları ve nice şeyleri inceleyip odaya öyle girdi. Arda heyecanlıydı üzerinde büyük bir sorumluluk ve stres vardı aldığı emir netti. Katil bulunacak hem de en kısa süre içinde. Elini kapının koluna yavaşça uzattı kalp atış sesleri dışarıdan duyulacak cinsteydi. Ancak Savaş kendinden o kadar emindi ki sanki katili önceden görmüş de yapması gereken tek şey; katil bu diyecekmiş gibi. Arda kapının kolunu tıpkı bir Beyaz güvercini tutarcasına kavradı derin bir nefes aldıktan sonra hızlıca kolu aşağıya indirerek kapıyı araladı. İçerisi buz gibiydi öyle soğuktu ki buzları üşütecek cinsten. Ortamdaki gerilim hüzün ve çaresizlik kapıdan girer girmez insanın yüzüne çarpıyordu. Arda odadakileri tanıştırdı. Savaştan başladı :  
- Bu Beyefendi Savaş Uçar. Kendisi özel dedektif. Bu girift olayı ancak o çözebilir. Sizlere bir kaç soru soracak lütfen cevaplandırın.  
Odada Savaş ve Arda dışında 3 kişi vardı. Sinan Dağdelen'in ortağı Kemal Andaç, Malikanenin hizmetçisi Kader Yılmaz ve Sinan Dağdelen'in eşi Seren Dağdelen. Savaş hepsinin dosyasını arabada malikaneye gelirken okumuş ezberlemişti bile. Sorulara geçmeden önce Kemal Bey fütursuzca karşı çıktı:  

- Bu yasal mı ?  
Arda:  
- Savaş Bey sadece yardım ediyor.  
Kemal Bey çok çul çürüten bir kişiliğe sahipti. Savaş bir süre gözlerini Kemal'e diktikten sonra ambiyansta bir sessizlik oluştu öyle bir sessizlikti ki bu, sessizliğin sesi kulaklarını sağır etmişti. Bu sefer sessizliği Savaş bozdu:  
- Arda Beyin de dediği gibi; Ben özel dedektif Savaş Uçar. Sinan Dağdelen cinayetini araştırıyorum, eminim ki üçünüzden biri katil. Ve ben katili bulmaya kararlıyım. Kemal Bey önce siz  
Kemal Bey hiddetli bir kibir ile:  
- Neden ilk ben ?  
diye sorguladı olayı.  
Savaş yarı sakin yarı irite bir tavırla  
- Bir mahsuru mu var ? diye çıkıştı Kemal'e  
Kemal:  
Yook ne mahsuru canım 
dedi sakinlikle.  
Savaş sakinliğini hızlı bir şekilde kazanarak profesyonelliğe döndü :  
- Cinayet saatinde neredeydiniz diye sordu klasik dedektif sorusunu.  
Kemal bir süre sol üst tarafa bakarak düşündü ardından hızlıca cevabını verdi :  
- Lavabodaydım.  
Savaş şaşkınlıkla:  
Lavabodaydınız ? diye cevabı tekrarladı.  
Kemal hafif bir tebessüm ile evet lavabodaydım diye 3. kez lavabo kelimesinin kullanılmasına  vesile oldu diyalogda.  
Savaş tezatlığa dikkat çekmek için:  
- Bu oda lavaboya yakındı hiç bir ses duymadınız mı ?   
Kemal : Yok hiç ses duymadım.  
Savaş notlarını aldıktan sonra hizmetçi Kadere döndü. Kader saf, temiz yürekli görünümlü naif bir insandı gözleri ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı.  
Savaş:  
- Kader Hanım cesedi ilk siz görüp ihbar etmişsiniz. Olayı bana anlatır mısınız?  
Kader gözünden akan yaşları elindeki katlanıp küçülmüş peçete ile silip cevapladı:  
- Tabii. Sinan Bey sabahlara kadar çalışırdı sabahları da esmer şekerli bir kahve ile güne başlar sabah mesaim başladıktan sonra kahvesini hazırlayıp odasına götürdüm. Kapıyı çalmama rağmen cevap gelmedi, tekrar çaldım ses gelmeyince kapıyı araladım. (sesi titreyerek) kafası masanın üzerindeydi. Uyuya kaldı herhalde diye dürttüm ancak nabzını kontrol ettiğimde öldüğünü anlamıştım. 
Dedi ve ağlamaya başladı Kader.  
Savaş Kaderin üzerine çok gitmek istemedi son olarak Sinan Dağdelen'in boşanma arifesinde olduğu eşi Seren Dağdelen'e döndü. 
- Seren Hanım siz cinayet saatinde neredeydiniz?  
Seren:  
- Yatak odamda makyajımı yapıyordum.  
Savaş:  
- Eşinizin çalışma masasında kullandığınız pudradan kalıntılara rastlanmış. Bu konu hakkında ne diyeceksiniz? Dedi imalı bir tavırla  
Sakinlikle duran, yüzündeki makyajı saçının şekli ve giydiği kürkten anlaşılacağı üzere sosyete kadını olan Seren Hanım hiddetli ve korkar bir ses ile :  
- Bakın dedektif Bey! Biz Sinan ile boşanma arifesindeydik ama arada sırada odasına gelip ne yapıyor diye bakıyordum icatları ve çalışmaları ile çok ilgileniyordu. Ancak bu beni katil yapmıyor!  
Savaş bütün sakinliği ile:  
- Seren Hanım ben size katilsiniz demedim ki.  
Ortamdaki yüksek desibeller yerini sessizliğin sesine tekrar bırakmıştı. Herkes birbirine bakıyordu.  
Savaş notlarını aldıktan ve odayı biraz daha inceledikten sonra. Dikkatini belirli noktalara diken insanları uyandırmak için dosyasını sert bir şekilde kapattı. Herkes birden irkildi ve dikkatini Savaş'a verdi. 
Savaş:  
- Evet bir ilerleme elbette ki kaydettik. Katil... 
dedi ve sözünü kesti Kemal :  
- Özür dilerim izninizle lavaboya gitmem gerekiyor dedi.  
Savaş gülümseyerek:  
- Tabii ki  
Kemal Bey odadan çıkar çıkmaz içeriye başka bir polis memuru geldi. Ardaya doğru yaklaştı elinde bir zarf vardı. Bu zarfı Ardaya uzatıp kulağına bir şeyler fısıldadı. Savaş meraklı bakışlarla onları izliyordu. Arda zarfın bir çocuk tarafından kapıdaki polislere verildiğini üzerinde de Savaş Uçar'ın adının yazdığını söyleyerek zarfı Savaş'a verir. Savaş zarfı açar içerisindeki notu sesli bir şekilde okur :  
- Güya oraların en iyi dedektifisin ama beş para etmezsin. Beni bulabileceğini zannediyorsun. Dedektif! Katil benim...  
Odadaki herkesin kanı donar. Seren omuzundaki kürkü kendini silkeleyerek arkaya atıp :  
- Resmen bizimle dalga geçiyor ya!  
Savaş hayatının şokunu yaşamış gibi tek bir noktaya odaklanmıştı gözleri donmuştu. Ağzı istemsizce açık kalmıştı. Gözlerini parkeler ve duvarın kesiştiği noktadaki süpürgeliklerden ayırmadan Seren'e :  
- Merak etmeyin. Bulacağım onu, bulacağım. 
Odadaki herkes sessizliği seçti. Derken kapı açıldı elleri yarı ıslak bir şekilde Kemal içeriye girdi ve ortamdaki gerilimi hissetti. Kemal:  
- Ne oluyor ya?  
Kimse Kemale cevap vermemişti.  
( Uçsuz bucaksız mas mavi bir deniz, uçuşan kuşlar ve onları pencereden izleyen Savaş )  
Arda Savaş'ın yanına yaklaşır:  
- Ne yapıyorsunuz dedektif?  
Savaş :  
- Düşünüyorum.  
Arda: Neyi ?  
Savaş:  
Katilin hangisinin olduğunu.  
Arda :  
- Nasıl yani hâlâ üçünden biri olduğunu mu düşünüyorsunuz ?  
Savaş'' ne var ki bunda '' dercesine :  
Eveet ?  
Arda :  
- Ya zarf ?  
Savaş : Ne kadar göz önünde olursan o kadar görünmez olursun. Dikkat dağıtmaya çalışıyor. Adım gibi eminim katil üçünden biri !  
( Akşam olur )  
Dedektif evinde duvara yapıştırdığı notları ve cinayet dosyasının sayfalarını inceliyordur. Duvar boydan boya kağıtlar, yapışkan notlar ve resimler ile dolmuştu. Dedektif her detayı göz önünde bulundurmak için duvarı öyle kalabalık hale getirmişti ki notlardan duvarın kendisi görünmüyordu. Duvarın bir köşesinde Sinan Dağdelen'in şahıs bilgi formu. Üzerinde büyük harflerle '' Ölü '' yazıyor. İsmi, soy ismi, medeni hali ve karıştığı suçlar ; Kara para aklama. Ülkenin en büyük iş adamlarından birinin böyle bir suçtan zamanında hüküm giymiş olması Savaşı şaşırtmıştı. Hemen altında Kemal Andaç şahıs bilgi formu. İsim, soy isim ve suçlar ; vergide kaçakçılık ve kara para aklama. Savaş :  
- Nedense şaşırmadım.  
Savaş her şahısın formunun köşesine notlar almıştı. Örneğin Seren'in yanına '' ukala '' konuşurken heyecanlanıyor gibi.  
Kader'in yanına '' saf.'' 
Saatin akrebi ve yelkovanı birbirini kovalıyordu. Savaş kahvesinin bittiğini anlamıştı. Gözlerini ovuşturuyordu kollarını kıvırdığı gömleği hala üzerindeydi. Mutfağa doğru ilerlerken kapı çaldı. Savaş bardağını mutfaktaki masanın üzerine bırakıp kapıya yöneldi. Kapıyı açtığında kimse yoktu sağına ardından soluna baktı ancak herhangi bir iz yoktu. Tam kapıyı kapatacakken yerde bir zarf daha gördü. Eğilip zarfı aldı mutfaktaki bardağı unutup çalışma duvarının olduğu kısma hızlıca giderek zarfı inceledi. Üzerinde Savaş Uçar'a yazıyordu. Zarfı açtı içerisindeki notu okuyunca kanı çekildi. Notta :  
'' Evinin adresini de biliyorum dedektif. Beni yakalamanı dört göz ile bekliyorum...''  
Katil gerçekten de çok profesyoneldi. Savaş bir zarfa bir duvara bakıyordu. Şaşkınlığı çok belliydi. Olduğu yerde koltuğun üzerine çöktü ve dışarıyı izlemeye başladı.  
( Sabah Olur )  
Savaş Dağdelen malikanesine gitmişti. Arda da oradaydı. Herkesin bulunduğu odaya girdiklerinde Kemal Andaç odada yoktu. Savaş ellerini birleştirerek :  
- Kemal Bey nerede ?  
Seren : İş toplantısında.  
Savaş yarım bir nefes verip başını öne eğerek : 
- Seren Hanım... Katili bulamadım...  
Arda dahil herkes çok şaşırmıştı. Herkes katili bulup öyle geleceğini tahmin ederken böylesine bir cevap odadakileri meraklandırmıştı. 
Seren : Şaka mı yapıyorsunuz ? Deyip ağlamaya başladı. Kader belirli bir noktaya donup kalmıştı. 
Savaş: 
- Çok profesyonel. 
Ardından özür dileyerek odadan çıktı. Kaderin gözünden bir damla göz yaşı daha süzüldü. Arda ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyordu.  
Savaş yolda yavaş ve çaresiz adımlarla elinde dosya ile yürürken aradan uğultu benzeri bir ses geldi.  
'' Savaş Bey ! Savaş Bey ! ''  
Savaş duymuyordu. Seslenen Ardaydı. Koşarak Savaş'a daha da yaklaştı. Arda :  
Dedektif !  
Savaş arkasını dönüp :  
- Arda Bey ? Buyurun.  
Arda : Hani buraların en iyi dedektifi sizdiniz ?  
Savaş uzaklara bakarak :  
- Demek ki değilmişim Arda.  
Arda :  
- Erken ayrıldınız. Başka bir dava mı var ?  
Savaş : Hayır. Annem rahatsız onunla ilgilenmem lazım.  
Arda üzgün bir tavırla :  
- Geçmiş olsun. Yalnız o dosyaları almam lazım.  
Savaş tereddütsüz bir şekilde dosyaları Ardaya verdi.  
Arda elini Savaş'a uzatarak :  
- Sizi tanımak bir şerefti.  
Savaş Arda'nın elini sıkıp :  
- O şeref bana ait Arda Bey 
Deyip gülümsedi. Arda bu gülümsemeyi karşılıksız bırakmadı. Ve ikisi de zıt yönlere doğru ilerlediler. 
Aradan bir kaç saat geçtikten sonra Arda bir bankta otururken dosyayı incelemeye başladı. Herkesin şahıs bilgi formunun yanında Savaş Uçarın da şahıs bilgi formu olduğunu unutmuştu. Tekrar inceleyince formda bir tuhaflık dikkatini çekti. Yalnız yaşayan dedektifin Barış isminde bir kardeşi vardı. Arda bunu ilk etapta garipsemedi ancak formda Savaş'ın annesinin öldüğünü görünce kafasında Savaş'ın '' annem hasta onunla ilgilenmem lazım '' sözleri yankılandı. Ardından diğer sözleri : '' şüphe.'' '' ne kadar göz önünde olursan o kadar görünmez olursun'' Arda'nın son yirmi dört saatte yaşadıkları gözünün önünden bir film şeridi gibi bir kaç saniye içinde geçti. Ağzı açık kalmıştı gözleri fal taşı gibiydi. Dosyayı biraz daha kurcalayınca bir zarf daha buldu. Bu sefer zarfta Arda Tokgöz yazıyordu. Arda elleri titreyerek zarfı açtı. Zarfta yazılanları okumaya başladı.  
'' Lütfen kişisel algılama. Benden sana tavsiye; bu işin peşini bırak Barış'ın hiç bir suçu yok. Not: Savaş Uçar ''  
Arda sinirden zarfı ve dosyaları yere atıp :  
- Vay adi ! 
( Başka bir bankta Savaş çocukları izliyordu o esnada Arda'dan çok uzakta.)  Bu sefer Savaş'ın yanına biri daha oturdu. Savaş yanına oturan kişiye dönerek :  
- Plan işe yaradı. Paradan harcamadın değil mi ?  
Savaş'ın yanına oturan kişi onun kardeşi Barış Uçardı.  
Barış :  
- Elli bin dolar harcadım sadece deyip gülümsedi. Savaş ve Barış aynı anda eskileri hatırladılar. 5 Sene öncesini :  
( 5 Sene öncesi )  
Savaş ve Barış çok yetenekli iki mucitti. Yaptıkları prototip icadı hayata geçirmesi için Sinan Dağdelen'in şirketine gitmişlerdi. Sinan onları umursamadan dinliyordu. Sinan: 
- Evet nerede kalmıştık ?  
Savaş :  
- Efendim daha önce de söylediğimiz gibi ; çok kıymetli bir proje. Eğer gerekli maddi kaynakları sağlarsanız büyük şeyler başarabiliriz.  
Ardından Barış ekleme yaptı:  
- Sinan Bey bu proje hayata geçerse dünya devi olabiliriz.  
Sinan biraz düşündükten sonra :  
- Şimdi şöyle yapalım. Siz bu projenin patent haklarını bana verin. Çünkü ben daha tanınmış bir insan olduğum için deyip güldü. Ben de size tam 500.000 $ vereyim. Nasıl fikir ?  
Savaş ve Barışın gözleri parlamıştı ikisi de aynı anda :  
Süper !  
Sinan gerekli evrakları çıkartıp imzalamalarını söyledi. Savaş ve Barış anında imzalamışlardı. Artık patent hakları Sinan Dağdelen'indi. Çekmeceden bin dolar çıkartıp önlerindeki masaya attı. '' Alın bakalım bu da avansınız '' deyip kahkaha atarak. Ancak Sinan sözünü tutmamıştı. Savaş ve Barışa hakları olan parayı vermemiş ve holdinge girmelerini yasaklamıştı. Aldığı patenti kullanarak Kemal Andaç ile ortaklık kurup vergi rekortmenleri listesinde adını en tepeye kazımıştı bile. Savaş intikam yeminini Sinan ölmeden beş sene önce etmişti. Beş senesini bu cinayeti tasarlamak için harcadı. Sıfırdan kimya ve biyoloji öğrendi otopside belli olmayacak bir zehri bulmak için. Clostridium botulinum. Bu zehir otopside belli olmayacak bir zehirdi. Aylarca keşif yaptı Savaş. Malikanenin etrafını kameraların yerlerini ve nice şeyi keşiflemiş not etmiş analiz etmişti. Geriye sadece Sinan'ı öldürmek kalmıştı. Ve olay gecesi gelip çatmıştı. Sinan kahvesinden bir yudum alıp çalışmalarını yürütüyordu. Elindeki kalem ile notlarını tutuyor bilgisayarından şablonları inceliyordu. Derken arkasındaki karanlıktan bir yüz belirdi. Savaş'ın yüzü... Kin ve nefret akıyordu yüzünden. Kana susamış bir kurt gibi intikama susamıştı. Titriyordu. Ancak korkudan değil sinirden. Baş parmağı ile cebinden çıkardığı şırınganın koruma kabını çıkardı. Diğer elinde eter dökülmüş bir bez. Eterli bezi Sinan'ın ağzına götürüp boynunu kıstırdı. Ve kulağına eğilip şu sözleri fısıldadı :  
- Beni hatırladın mı ?  
Sinan sesten Savaşı tanımıştı göz bebekleri büyümüştü. Ardından Savaş zehirli iğneyi Sinan'ın boynuna saplayıp parmak izi bırakmadan oradan ayrıldı. En başından beri katil ; dedektif sanılan Savaş'ın ta kendisiymiş.  
( Günümüz )  
Barış : Pekii Arda ne olacak ?  
Savaş : Arda mı ?  
Deyip biraz sessiz kaldıktan sonra :  
- Peşimize düşecek.   Katil Kim 2 '' Yolun Sonu '' ile devam edecek...
 

Yorumlar

  1. Amatör bir senaryoya göre harika olmuş hafif agatha christie esintisi de almadım değil ☄

    YanıtlaSil
  2. Amatörlükle alakası olmayan ilk defa izlediğim bir hikaye okudum diyebilirim. Kelimeler çok doğru kullanılmış olay tamamen yaşatılmış. Kişiler, mimikleri ve mekan her şey çok güzel betimlenmiş yani şöyle söyleyeyim üzerinde yılları taşıdığı çok belli yazılanların. Betimlemelerin gücü güzel yansımış olayları sadece okumadım,izledim. Gerçekten çok beğendim olayı sonucunu betimlemeleri karakterleri her şey çok güzel anlatılmış.

    YanıtlaSil
  3. kemal andaç karakterini okuyucuya şüpheli aksettirmek için kemalin ifade verirken SOL ÜSTE bakarak düşünmesi... İnsanlar yalan söyleyecekleri zaman sol üste bakarak doğru söyleyecekleri zaman sağ üste bakarak düşünürler. Baş yapıt yazmışsın kardeşim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. fark eden olacak mı diye bekledim... fark edilmiş <3

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar