İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın

İlk taşı günahsız olanınız atsın... bu sözü okuduğunuz bir kitabın satırlarında, izlediğiniz bir filmin repliğinde veya günlük yaşantınızdaki bir konuşmada duymuşsunuzdur. Bana sorarsanız bu bir '' söz '' olarak değil de bir '' deyim '' olarak nitelendirilmeli. Zira naçizane görüşüm bu yönde. Bugün sizlerle bu deyimin altında yatan derin manalara dalış yapacağız. Tuhaf bir söz gibi geliyor ilk okunduğunda ; İlk taşı mı ? Günahsız olan mı ? Neden taş atıyoruz ? Kime atıyoruz ? Neden atıyoruz ? Bu 5 kelimelik cümle için iki bin yıl geriye gidelim. 

Hz. İsa bir gün mabette iken Kudüslü Yahudiler zina yapmış bir kadını saçlarından tutup yerde sürükleyerek İsa'nın önüne atarlar. Ve kendisinden bu kadını cezalandırmasını istemişlerdir. Halbuki Yahudilerin derdi kadını cezalandırmak değil; İsa'yı test etmekti çünkü kendisinden önce gelen peygamber Hz. Musa'nın şeriatına göre zina yapan kadınların recm ( taşlanma ) edilmesi gerekir. Ancak İsa sürekli olarak insanlara affetmeyi, affedici olmayı, tövbe etmeyi tavsiye ediyordu. Eğer kadını affetseydi insanlar ona ; '' Hz. Musa'nın şeriatına uymuyorsun'' diye çıkışacaktı. Ancak kadını cezalandırsaydı bu sefer de '' Affedici olmayı tavsiye ediyordun'' diye kendisini suçlayacaklardı. 
Hz. İsa yere eğildi yere parmağı ile bir daire çizdi ve o daire Allah'ın izni ve kudreti ile aynaya dönüştü ve o aynaya bakan herkes geçmişte işlediği en utanç verici günahlarını görmeye başladı. Kendi kötülüklerini aynadaki yansımalarında gördü. İsa tekrar ayağa doğruldu ve şu sözleri o insan topluluğuna söyledi '' İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLANINIZ ATSIN  ! ''  Kalabalığın sesi kesilmişti. İsa arkasını döndüğünde kadından başka herkes gitmişti, hepsi kaçmıştı. Günahlarından utanmışlardı. Kadın kendileri olmuş, çelik aynadan seken günahları kendilerini taşlamıştı... 

İki bin yıl geçmiş bu anektod üzerinden 2 bin. Günümüze baktığımızda değişen bir şey görüyor muyuz ? Taş sayısı artmış, taşlayan sayısı azalmamış. İnsanlar hata yapmaktan korkuyor çünkü doyumsuz bizler sürekli cebimizde bir taş taşıyoruz. Biri hata yapsa da taşlasak diye. Ama hiç birimiz bilmiyoruz ki aramızda bulunan aynalar çelikten, attığımız taşlar o aynalardan sekip bize gelebilir. Veya o ayna hiç ortaya çıkmaya da bilir. O zaman karşımızdaki kişiyi taşlar ve yaralarız. Peki ya sonra ? O taş ya sevdiğimiz, değer verdiğimiz birini yaralar ise ? O zaman ne yapacaksınız pişmanlıktan başka ? Korkunç İvan pişman oldu da ne oldu ? Oğlu ölmüştü çaresizlik gözlerinden açıkça görülüyordu. Konusu açılmışken o olaydan ve tablodan da bahsedeyim. 

Pişmanlığı anlatan en iyi tablo nedir deseler şüphesiz ki onlara Ilya Repin'in yaptığı ''Korkunç İvan oğlunu öldürüyor'' Tablosu derdim. 

Tablo bu. Tablonun olayını anlatayım hemen size: Korkunç İvan lakaplı IV. Ivan ki kendisi İlk Rus Çarıdır. Biraz aksi biridir kendisi lakabından da görüleceği üzere. 
Baba İvan ile oğlu İvan İvanoviç'in arası pek iyi değildi. Bardağı taşıran son damla ise Korkunç İvan bir gün gizlice hamile gelini Yelena'nın odasına girdiğinde kendisini o dönemin adetlerine göre yeteri kadar giyinik olmamasına sinirlenip gelinini dövmeye başlamasıdır. Yelena'nın çığlıklarını duyup odaya gelen İvan yardıma koşmuş ve babasına çıkışmıştır. Diğer eşlerimi nedensiz yere manastıra gönderdin ! Şimdi de bir diğerini dayaktan gebertip karnındaki çocuğumu öldürdün ! İvan haklıydı. Babası gelinini öyle sert dövmüştü ki karnındaki bebeği düşürmüştü. Dayak gecesinin ertesi günü sabah erken saatlerinde İvan İvanoviç babasının odasına gelir ve onunla tartışır siniri oğlunun anne rahminde ölmesiydi. Babası ise oğlunu kendisine itaatsizlikle suçluyor ve ona kızıyordu. Çünkü o dönemlerdeki bir savaşta baba ve oğul fikir ayrılığına düşmüşlerdi tartışma ilerleyince Korkunç İvan elindeki demir asayı oğlunun başına geçirir oğlu oracıkta yere yığılır. İvan şakağından yaralanmıştır. Baba İvan derhal oğluna doğru koşmuştur. Eli ile oğlunun kanayan şakağını tutuyordur. 
''KAHROLAYIM ! OĞLUMU ÖLDÜRDÜM. OĞLUMU ÖLDÜRDÜM !'' Diye haykırıyordur. Oğlu İvan yarı aygın yarı baygın bir şekilde babasına dönerek şu sözleri söylemiştir; 
''Sadık bir oğul ve sade bir kul olarak ölüyorum'' 



Tablodaki asa az önce değindiğim olaydaki taş, Korkunç İvan taşlayan, İvan İvanoviç ise suçsuz yere taşlanan. Baba İvan'ın gözlerindeki pişmanlık... Elindeki taşı attıktan sonraki pişmanlık... Tabloda iki İvanı da sabahın erken saatlerindeki güneş aydınlatıyor. Biz insanları da doğruluğun güneşinin aydınlatması dileği ile.... 
Sevgili okuyucu bu dizeleri bitirdikten sonra eğer zihninde yeni bir bilgi yer edindiyse bu benim için en büyük mutluluktur...

Yorumlar

  1. Birkaç dakika kendime gelemedim.Uzun zamandır bu kadar etkilendigim bir yazı okumamıştım, çok iyi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar